NOSTALJİ ŞARKILAR NOSTALJİ OYUNLAR
13 06 2011
13 06 2011

KPSS Vatandaşlık Tüm Konu Özetleri

 

KPSS de çıkabilecek Vatandaşlık konularını burada bulabilirsiniz.  

TOPLUMSAL YAŞAM
Toplum Nedir, Niçin Toplum Vardır?
insanlar yüzbinlerce yıldır yeryüzünde yaşamaktadır. İnsan sosyal bir varlıktır, insanlar ihtiyaçlarını karşılayabilmek için toplum halinde örgütlenmişlerdir. O halde toplu olarak yaşamak zorunluluktur. Bu zorunluluk nedeniyle ekonomik, sosyal, politik ve kültürel ilişkiler giderek artmakta ve yoğunlaşmaktadır.
Toplumlar çeşitli öğelerden meydana gelmiştir. Toplumsal yapıların temelinde insan ilişkileri vardır. Bu ilişkiler toplumsal olguları ya da kurumları belirler. Kurumlar da insan etkinliklerini düzenler. Bir toplumu oluşturan öğeler, devamlı birbirleriyle etkileşim halindedir, bazen uyumludurlar, bazen de çatışırlar.
Toplumun temelinde birey vardır. Toplum, insan hayatını kolaylaştırmak ve daha iyi yaşam koşulları oluşturabilmek için vardır. Bununla beraber bireylerde, toplum içinde sosyalleşir, gelişir, kimlik ve kişilik kazanırlar. O halde insan sosyal bir varlıktır.
Bilimlerin amacı doğayı, insanı ve toplumu tanımak, onlarla ilgili olay ve olguları açıklamaktır. İnsanı ve toplumu inceleyen bilimlere toplumsal bilimler denir. Bunlar tarih, hukuk, psikoloji, ekonomi, siyaset, coğrafya ve sosyoloji gibi bilimlerdir. Toplumsal bilimler, toplumsal gerçeklerin belirli yanlarını konu edinir. Ancak hepsi birbiriyle ilişki içindedir ve olmak, birbirlerinin verilerini dikkate almak zorundadır. Diğer toplumsal bilimler toplumsal gerçekliğin kendini ilgilendiren yanlarını ele alırken, sosyoloji toplumu bir bütün olarak inceler, diğer toplumsal bilimlerden farkı budur.

2. Toplumsal Değer - Toplumsal Norm - Toplumsal Kontrol
Bir toplumun ya da toplumsal bireylerin olumlu tepki gösterdikleri düşünceler,, kurallar, uygulama biçimleri ve nesneler toplumsal değerleri oluşturur. Bireyler doğduklarında üyesi oldukları toplumun toplumsal değerlerini hazır olarak bulurlar, öğrenir ve benimserler.
Toplumsal değerler, toplumsal düzenin korunması ve devamlılığı açısından önemli rol oynarlar.
Bireylerin toplumdaki yerini belirlerler. Uygun ol mayan tutum ve davranışları engeller, dayanışma yı güçlendirir, toplumsal kimliğin oluşumuna katkı da bulunurlar. Kimlik, bireyin kendisini nasıl algıladığı, kiminle özdeşleştirdiğidir. Milli kimlik ise vatan, dil, din, kültür gibi toplumsal değerlerin bütünüdür.
İnsanların toplu halde yaşayabilmeleri ve toplumun varlığını sürdürebilmeleri için birtakım kuralla ortaya çıkmıştır. Bu kuralların ortaya çıkışı ve gelişmesi uzun yıllar sonucu olmuştur. Uygun olan vı olmayan davranışın ne olduğunu belirleyen orta davranış ölçütlerine norm adı verilir. Normlar karşılıklı hak ve sorumlulukların belirlenmesinde etklidir. Yazılı (açık) ve yazısız (gizli) normlar olara ikiye ayrılır.
Yazılı normlar, devletin yetkili organları tarafından oluşturulur, resmi normlardır, bu normlar uyulması zorunludur.
Yazısız normlar, bireyler arası etkileşim sonucu ortaya çıkmıştır. Bunlar örf, adet, gelene vb...dir.
Toplumsal normlara uyulması, toplumun düze ve devamlılığını sağlar. Bu normlara uygun davranılmasını sağlamak amacıyla gelişen mekanizm; ya toplumsal kontrol adı verilir.
Toplumsal kontrol, bireylerin davranışlarını normlara uygun olması ve toplumsal değerler benimsenmesinin sağlanması demektir. Resmi resmi olmayan şeklinde ikiye ayrılır. Resmi toplumsal kontrolde kontrolü gerçekleştiren kuru temelde devlettir. Devlet kontrol işlevini bir takı resmi örgütler aracılığıyla (mahkeme, polis, disi, liri kurulu vb...) gerçekleştirir. Resmi kontrol herk( için zorunludur. Resmi olmayan kontrol de gri içinde gerçekleşir. Herkesin uyması gereken kurallara uymayanlar ayıplama, kınama, dışlama gibi yaptırımlarla karşılaşır.
Toplumda düzeni sağlayan kurallar, şu aı başlıklar altında toplanabilir; din kuralları, örf adetler, ahlak kuralları, görgü kuralları ve huk kuralları. Bu kuralların çeşitli yaptırım güçleri vardır. En güçlü yaptırımı olan kurallar hukuk kuralarıdır.

 

Siyasetin Anlamı
Toplumları yönetme etkinliği anlamına gelir. Toplumu yönetme etkinliği en mükemmel şekilde devlet tarafından gerçekleştiğinden siyaset de devletin yönetme etkinliğidir. Siyasetin temel kurumları devlet, hükümet, parlâmento, seçim ve siyasi partilerdir. Siyasetin bu temel kurumları toplumdan topluma farklılık gösterir.

2. Siyasetin Temel Kavramları
a. Egemenlik: Milletin ve onun tüzel kişisi olan devletin sahip olduğu yetkilerin tümü demektir. Egemenliğin ulusun olduğu söylemek, devlet yaşamında en üst gücün bir tek kişi ya da gruba değil, bütün ulusa ait olduğu anlamına gelir. Anayasanın 6. maddesi "Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz." demektedir. Yasama, yürütme, yargı güçlerinin kullanımı iç egemenlik; devletin başka bir devlete bağımlı olmaması ve diğer devletlerle eşit durumda bulunması bağımsızlık adını alır.

b. Meşrutiyet: Egemenliğin meşru olması, iktidarın hukuk kurallarına uygun olarak hareket etmesidir. Günümüz demokratik toplumlarında iktidarın, hem hukuk kurallarına uygun olması hem de halkın desteğine sahip olması gerekir. İktidarda olan yöneticiler halkın temsilcileridir ve halk tarafından seçilerek gelmiştir. Eğer iktidar, halkın desteğini yitirirse hukuken meşru bile olsa değiştirilmesi gerekir.

c. Devlet: Devlet insanlık tarihinin en eski ve en köklü toplum kurumlarından birisidir. İnsan top tuluklarının ekonomik ve toplumsal gelişmesinir belli bir aşamasında oluşmuş bir kurumdur. Ünli Fransız düşünür Rousseau devleti şöyle tanımlar "Devlet ya da site, yaşamı üyelerinin birliğine da yanan bir tüzel kişidir. Amacı, üyelerinin korunma sı ve refahıdır." Günümüzdeki modern devlet anla yışı 16. yy.dan itibaren şekillenmeye başlamıştı Devleti oluşturan temel öğeler ülke, halk ve otori tedir. Genel olarak devleti şu şekilde tanımlayabiliriz: Sınırları belli bir toprak parçası üzerinre yaşayan bir insan topluluğunun yaşamını kolaylaştırmak için oluşturduğu ve varlığı diğer devletlerce tanınan bir örgüttür. Devletin üyelerine vatandaş (yurttaş) denir.

• Devletin Temel Unsurları
Devleti oluşturan temel unsurlar ülke, halk, otoritedir. Ülke: Devletin sınırları belirlenmiş ve üzerinde egemen olduğu toprak parçasına ülke denir. Devletin ortaya çıkabilmesi için varlığı mutlaka gerekli olan unsurdur. Çünkü fiziki bir alan yerleşmemiş bir toplum düşünülemez. Bu toprak parçası coğrafi olarak ya da bir anlaşmayla çizillmiş sınırlarla komşularından ayrılır. Halkın üzerinde yaşadığı bu toprak parçası yurt (vatan) adını alır.

Halk: Aynı duyguları paylaşan, temel ihtiyaçlarını karşılamak için örgütlenmiş bulunan, ortak bir ülkü etrafında birleşmiş olan insan topluluğudur. İnsan topluluğunun varlığı da devletin vazgeçilmez unsurudur. Çünkü devletin varlık nedeni halktır. Halk olmadan devlet olmaz.

Otorite: Devlette karar verme yetkisinin kendisinde toplandığı bir otorite, başka bir deyişle devlet etkinliklerinde söz sahibi olan bir irade vardır. Bu otorite ya da irade egemenlik adını alır. Devletler belirli bir ülke üzerinde kurulmaktadır. Yine devlet o ülke üzerinde yaşayan toplumu yönetirken de otorite uygulanmaktadır. Çağdaş insan toplumlarındaki en büyük örgütlenme devlettir. Ve insanlar arası ilişkileri düzenler. Günümüz toplumlarında devletin işlevleri giderek artmıştır. Devlet bu görevlerini hükümet aracılığıyla yerine getirir.

• Devletin İşlevleri
Devlet, kamu düzenini korur. Zor ve kuvvet kullanabilme yetkisine sahiptir. Doğal kaynakların korunması, yaşam düzeyinin yükseltilmesi gibi işler en etkin biçimde devlet tarafından yerine getirilebilir. Diğer devletlerle ilişkilleri yürütür ve dış tehlikelere karşı ülkenin korunmasıyla yükümlüdür. Devlet diğer toplumsal kurumların işlevlerini yerine getirmelerine yardımcı olur. İnsan hak ve özgürlüklerini güvence altına alır. Bireylere din ve vicdan özgürlüğü sağlar.
Vatandaşın eğitim, sağlık gibi her çeşit gereksi-nimiyle ilgilenir. Devletin yasama, yürütme, yargı görevleri ayrı organlar tarafından yerine getirilir. Buna güçler ayrılığı denir.

• Devletin Görevleri
Toplumun siyasal olarak düzenlenmiş şekli olan devletin yasama, yürütme ve yargı görevleri vardır.
Yasama (Kanun Yapma): Millet adına temel hukuk düzenlemelerini yapan yasama organımız Türkiye Büyük Millet Meclisi'dir. Bu yetki devredilemez (Anayasa mad. 7).

Yürütme: Yasaları uygulayan ve hayata geçiren yürütme organımız Bakanlar Kurulu ve Cum-hurbaşkanı'dır.

Yargı: Hukukî anlaşmazlıklar baş gösterdiğinde sorunların çözümünde hakemlik eden ya da hukuk kurallarına uyulmadığında yaptırıma çarptıran yargı organımız Türk Milleti adına Bağımsız Mahkemelerdir. (Anayasa mad. 9)
Modern devletin iki temel niteliği vardır. Demo-ratik olması ve hukuk devleti olmasıdır.

Demokratik Devlet: Siyasal katılımın en yoğun olduğu devlettir. Demokrasinin temel koşulları şunlardır: Katılma (yurttaşların iktidara katılması), çoğulculuk (farklı, hatta karşıt görüşlerin, kişi ve grupların kendilerini özgürce ifade etmesi), hukuk devleti.

Hukuk Devleti: Devlet gücünün hukuka bağlanmasıdır. Hukuk devleti vatandaşlara temel hak ve hürriyetleri tanıyan, yürütme organlarının ve idare makamlarının hukuka bağlılığını ve vatandaşlara "hukukî güvenlik" sağlayan devlettir. Devlet gücü Anayasayla meşrulaştırılmıştır. Devletin
tüm fiilleri kanunlara dayanır. Tüm yurttaşlar kanun önünde eşittir. Bağımsız mahkemeler aracılığıyla, yurttaşlara devlete karşı hak arama ve kanun yolları açıktır.
Türkiye Cumhuriyeti bir hukuk devletidir. (Anayasa mad. 2)

d. Hükümet: Yürütme organıdır. Siyasal gücü devlet adına kullanan kurumdur. Hükümeti meydana getiren unsurlar liderlik, karar verme süreci ve güçtür. Hükümetin görevleri toplumla ilgili belli amaçları saptamak, kaynakların kullanımını sağlamak, değerli kaynakların dağıtımını yapmak, toplumsal düzeni ve kontrolü sağlamaktır. Ülkemizde yürütme organı; Cumhurbaşkanı, Başbakan ve Bakanlar Kurulu'ndan oluşur. Bakanlar Kurulunun başkanı Başbakandır. Başbakan Cumhurbaşkanı tarafından Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri arasından atanır. Bakanlar Türkiye Büyük Millet Meclisi üyeleri veya milletvekili seçilme yeterliliğine sahip olanlar arasından başbakan tarafından seçilir ve Cumhurbaşkanınca atanır. Hükümet edenler, hukuk kurallarına uygun olarak iktidarda bulunmak zorundadırlar. Çünkü, vatandaşlar ancak meşru bir hükümetin kararlarına uyarlar.

e. Parlâmento: Milletvekillerini içinde bulunduran kurumdur. Devletin yasama organıdır. Başlıca görevi yasa çıkarmak ve hükümeti denetlemektir. Parlâmento toplumun tüm sorunlarının görüşülüp karara bağlandığı yerdir. Devletin bütçe ve kanun tasarılarını görüşür, kabul ya da red eder. Ayrıca, para basılmasına, genel ya da özel af ilanına, mahkemelerce verilip kesinleşen ölüm cezalarının yerine getirilmesine karar vermek, milletlerarası anlaşmaları onaylamak gibi görevleri vardır.

f. Siyasî Partiler: Çağdaş demokrasinin vazgeçilmez öğeleridir. Tek partinin hakim olduğu ülkeler dışında, demokratik çoğulcu rejimi benimsemiş her ülkede birden fazla parti faaliyette bulunmaktadır. Her ülkenin kendine özgü tarihsel, geleneksel özellikleri parti sistemini belirler. Siyasî par tiler adaylarının iktidara gelmelerini sağlamak için çaba göstermek amacıyla kurulan örgütlerdir. Hal
kın yöneticileri iş başına getirmesi siyasî partiler aracılığıyla olur. Siyasî partiler hukuk düzeninin sınırladığı çerçevede birbirleriyle rekabet ederler ve halkın oyunu almaya çalışırlar.

Muhalefet: Çoğulcu demokrasilerde çeşitli fikir ve düşünceye sahip partilerin iktidar mücadelesi yaptığı görülür. Çoğunluk oyu kazanan parti iktidar, diğerleri ise muhalefettir. Muhalefet hükümetin yaptığı işleri denetler ve eleştirir. Bu da siyasî partilerin önemli görevidir. Seçmen oyunu verdikten sonra hükümetin neler yaptığını detaylı olarak bilemez. Muhalif partiler sürekli olarak parlâmentoda bulunduklarından hükümeti denetler ve hatalarını saptayarak halka duyurur.

3. Seçim Sistemleri
Demokrasilerde yönetenler seçimle iş başına gelir. Her ülke kendi seçim sistemini kendi belirler. Seçimlerin serbest olması birden fazla aday arasında gerçek bir tercihe olanak vermesidir. Serbest ve dürüst seçim demokrasinin önde gelen ilkelerinden biridir. Seçimi etkileyen faktörlerin başında propaganda gelir.

Seçimlerin İşlevleri: Seçim, insanların siyasal açıdan toplumsallaşmasında eğitici bir rol oynar. Siyasal otoritenin dayandığı halk desteğini ölçme bakımından bir araçtır. Siyasal mücadelenin sonucunu değerlendirmede ölçüttür. Siyasal istikrarsızlıkların çözümünde araçtır.

Genel ve Eşit Oy: Tüm vatandaşlar gelir seviyesi, eğitim durumu, cinsiyet gibi özellikler gözetmeksizin oy hakkına sahiptir. Her seçmen tek bir oya sahiptir. Onsekiz yaşını dolduran her Türk vatandaşı seçme ve halkoyuna katılma hakkına sahiptir. Oy kullanabilmek için seçmen kütüğüne kayıtlı olmak gerekir. Er, erbaş, askeri öğrenciler, kamu haklarından yoksun bırakılanlar, hapishanedeki hükümlüler oy hakkından mahrumdur.

Serbest Oy: Seçmenlerin oylarını maddî ve manevî bir baskıya uğramadan kullanabilmesidir. Anayasamıza göre, oy vermek bir görev değil, va-
tandaşlık hakkıdır. 1987 yılında oy sistemi zorunlu hale getirilmiş, bu da Türkiye'de seçimlere katılma oranını önemli ölçüde artmıştır.

Gizli Oy: Hiç kimse, bir seçmenin kime oy verdiğini öğrenemez. Bu da oy kullanan kişilerin baskı altında kalmadan oyunu kullanmasını sağlar. Seçmenin oyunu kapalı oy verme yerinde kullanması, oy pusulasının resmî mühürlü kapalı zarf içinde atılması gibi tedbirler oyun gizliliğini sağlamak amacına yöneliktir.

Açık Sayım ve Döküm: Seçimlerde kullanılan oyların sayım ve dökümünün kamuya açık olmasıdır. Oy verme yerinde bulunanlar sayım ve dökümü takip ederler. Sandık kurulu başkanı seçim sonuçlarını gösteren tutanağı herkesin görebileceği bir yere asmak zorundadır.
Günümüzde uygulanmakta olan seçim sistemleri iki grupta toplanabilir:

a. Çoğunluk Sistemi: Bu sistemde bir seçim çevresinde seçime giren partiler arasında en çok oy alan parti seçimi kazanmış sayılır. Çoğunluk sistemi ikiye ayrılır.

Tek turlu çoğunluk sistemi: Bu sistemde seçmen sayısının yarısından fazla oy almasa bile en çok oy alan parti seçimi kazanır. Tüm milletvekillerini o parti çıkarır.

İki turlu çoğunluk sistemi: ilk turda seçilebilmek için oyların yarıdan fazlasını elde etmek gerekir. Eğer ilk turda adaylardan hiçbiri oyların yarıdan fazlasını alamamışsa bir süre sonra ikinci bir oylama yapılır. Bu oylamada en çok oy alan aday ya da adaylar seçilmiş sayılır.

b. Nispî Temsil Sistemi: Bu sistemde bir seçerli oyların oranına göre temsilci çıkarırlar. Nispî temsil sisteminin amacı her parti ya da gruba siyasal gücü ile orantılı temsil edilme olanağı vermektedir. Nispî temsil, hak eşitliğini sağlamaya çalışa rak adalet ilkesini yerine getirmektir. Nispî temsil
sistemi uygulanan ülkelerde oyların değişik partilere bölünmesi yüzünden tek partinin mecliste çoğunluğu sağlaması daha zordur. Böyle durumlarda
bazı partiler anlaşır ve karma hükümet kurarlar. Buna "Koalisyon" denir.

4. Siyasal Yönetim Şekilleri
Bir toplumda yönetenlerle yönetilenlerin genel olarak ayrılış biçimine siyasal yönetim şekli denir. Genelde iki siyasal yönetim biçiminden bahsedebiliriz.

a. Baskıcı Yönetim: Bu yönetimlerde yetkiler bir kişide toplanır. Demokratik hak ve özgürlükler kısıtlanır. Yönetenlerin yetkilerinin hiçbir şekilde sınırlandırılmadığı, disiplinin ağır bastığı bir yönetim şeklidir. Çoğulculuk yoktur. Halk siyasetin dışındadır ve yönetime katılamaz. Baskıcı yönetimlerin başlıcaları monarşi ve oligarşidir.

b. Özgürlükçü Yönetim: Demokratik yönetimdir. Vatandaşlar arasında ayrıcalık tanımayan, yöneticilerin seçimle iş başına geldiği ve halk egemenliğine dayanan siyasî yönetim biçimidir. Devletin yasama, yürütme ve yargı görevleri ayrı ayrı organlar tarafından yerine getirilir. Buna kuvvetler
ayrılığı denir.

5. Egemenliğin Kaynağına Göre Devlet Şekilleri
Egemenliğin (Hakimiyetin) kaynağına göre devletleri dört grupta toplayabiliriz.

a. Demokratik Devlet : Egemenliğin kaynağı halkın iradesidir; bir başka deyişle, yönetilenlerin seçimidir. Bu anlayış ilk önce Amerika Birleşik Devletleri Bağımsızlık Bildirisinde açıklanmıştır. O günden bu yana pek çok devlet bu anlayışı benimsemiştir. Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir. Bu tür devletlerde yöneticiler belli bir zaman için seçimle iş başına gelir. Milletin iradesi en üstün iradedir. Demokratik devletlerde kişi hak ve hürriyetleri anayasa ile teminat altına almıştır. Demokratik yönetimlerde kişiler kendilerine tanınan hak ve hürriyyetlerden yararlanarak yönetime katılabilirler. Bunu partiye girmek veya istediği partiye oy vermek şeklinde yapabilirler.

b. Monarşik Devlet: Siyasal otoritenin tek bir kişi ve onun temsilcileri tarafından kullanılmasıdır. Bu kişi bir kral, kraliçe, padişah veya prens olabilir. Devletin yasama, yürütme, yargı görevleri tek bir kişinin ya da onun temsilcilerinin elinde toplanır.
Mutlak Monarşi: Bu monarşilerde siyasal otoriteye sahip olan kişinin yetkileri sınırsızdır. Kendini denetleyen, sınırlayan bir kurum yoktur. Mutlak otoriteye sahiptir.
Meşruti Monarşi: Hükümdarın yetkilerinin çoğunu meclis ve öteki anayasal kurumlara devrettiği sınırlandırılmış monarşidir. Böyle olmasıyla beraber son söz yine hükümdara aittir.

c. Teokratik Devlet: Din kurallarına göre kuru lup yönetilen devlettir. İnsanlar devletin Tanrı'nın iradesiyle kurulduğuna inanırlar. Yöneticiler yaptıklarından dolayı Tanrı'ya karşı sorumludurlar. Egemenliğin kaynağı Tanrı ve Tanrı buyruklarıdır.

d. Oligarşik Devlet: Egemenlik bir grupta toplanmıştır. Devletin diğer yöneticileri bu grup tarafından atanır. Kanunlar bu grup tarafından yapılır
ve yönetim grup adına gerçekleştirilir. Eğer egemenliği elinde bulunduran grup soylular ise Aristokrasi adını alır.

e. Otokratik Devlet: Bu, ilkel topluluklarda geçerli olan bir yönetim biçimidir. Egemenliğin kaynağı zor kullanma ya da kaba güçtür. Şef genellikle en güçlü olandır. Kendisinden daha güçlü biri çıkana kadar yetkisini kullanır.

6. Örgütlenme Bakımından Devlet Şekilleri
Örgütlenmesi bakımından devleti üniter ve federe olarak ikiye ayırmak mümkündür. Üniter devlet tek yapılı devlettir, mutlak bir hukuk ve yasa birliği vardır. Federe devlette ise söz konusu olan, birden çok devletin bazı yetkilerinden, federal devlet lehine vazgeçerek birlikte ayrı bir devlet, bir federasyon oluşturmalıdır.

7. Yönetimin Yapısal Görünümü
Devlet görevleri içinde gittikçe güçlenen ve yaygın bir görünümü olan kamu yönetimidir. Bunlar ülkenin her yanına yayılan bireylerin, hemen her an karşılaştıkları ve ilişki içinde bulundukları kuruluşlardır.Yapısal anlamda kamu yönetimi, yasama ve yargı organları dışında kalan tüm devlet kurumlarını kapsar. Bunları çeşitli biçimlerde örgütlenmiş olarak görebiliyoruz. Yönetsel kuruluşların bir bölümü "tekli makam" bir bölümü de "kurul" eli ile yönetilirler. Görevleri açısından da bir bölümü "yalın görevli" bir bölümü de "karma görevli"dir.

Yönetsel kuruluşlar şu gruplara ayrılabilir:
a. Genel Yönetim Kuruluşları: Devletin temel yönetsel yapısını oluşturan kuruluşlara Genel Yönetim Kuruluşları ya da Merkez Yönetimi adı verilir. Bu kuruluşlar kendi içinde merkez örgütü ve taşra örgütü olarak ikiye ayrılır. Genel yönetimin merkez örgütü Cumhurbaşkanı, Başbakan, Bakanlar Kurulu ve Bakanlıkları içine alır. Taşra yönetimi ise bölge yönetimi ile il, ilçe ve bucak yönetiminden oluşur.

Taşra Örgütü
Bir bakanlığın ya da kamu kurumunun üstlendiği hizmetleri, başkentten sunması olanaklı değildir. Bu nedenle hiyerarşik bir şekilde merkez örgütüne bağlı taşra örgütü vardır.

İl Yönetimi: il yönetiminin başı validir. Devletin, hükümetin ve bakanlıkların ildeki temsilcisi aynı zamanda il Özel idaresinin başı ve yürütme organıdır. Tek tek bütün taşra kuruluşlarının genel yönetiminden ve eşgüdümünden sorumludur. Vali içişleri Bakanının önerisi üzerine, Bakanlar Kurulu kararı ile Cumhurbaşkanı'nın onayıyla atanır. Valiye ilin yönetiminde yardımcı olan İl Yönetim Kurulu bulunur.

İlçe Yönetimi: ilçede hükümetin temsilcisi kaymakamdır. Kaymakam ilçe yönetiminin başıdır, ilçenin mülkî amiri ve ilçedeki yönetim örgütü görevlilerin hiyerarşik üstüdür. Kaymakam, görevlerini valinin gözetim ve denetimi altında yapar. İlçe içindeki yönetsel kuruluşları denetler ve bunlar arasında iş-
birliğini sağlar. Kaymakam içişleri Bakanının uygun görüşü ve Cumhurbaşkanı'nın onayıyla atanır.

Bucak Yönetimi: Bucak ilçenin bir alt kademesidir. Bucak müdürünün yönetiminde, seçimle göreve gelen üyelerin de bulunduğu bir bucak meclisi ve bucak komisyonunun bulunduğu, küçük bir örgütü vardır. Ancak bucaklar, beklenen gelişmeyi gösteremedikleri için zaman içinde varlığını koruyan bucak sayısı azalmış, yasalarda yeri bulunmakla beraber etkisi kalmamıştır.

b. Yerel Yönetim Kuruluşları: Halkın yöneti mine katılmasını sağlayan yerel yönetim kuruluşları Anayasada da belirtildiği gibi üçlü biçimde örgütlenmiştir (İl özel idaresi, belediyeler, köyler).Bunlar genel yönetimin dışında özerklikleri olan kuruluşlardır.

c. Hizmetsel Yönetim Kuruluşları: Belli hizmet alanları ile uğraşmak üzere genel yönetimin ve yerel yönetimin dışında örgütlenen ve özerklikleri olan kamu kuruluşlarıdır. Bunlara hizmet yönünden yerinden yönetim kuruluşları da denir.Bunlar tüzel kişiliği olan, görevlerini kendi organları eli ile yürüten özerk kuruluşlardır. Üniversiteler, TRT, SSK, Emekli Sandığı, KİT'ler gibi kuruluşlar, bu tür kuruluşlardır.

d. Meslek Kuruluşları: Avukatlık, doktorluk, mühendislik, mimarlık gibi bazı mesleklerde çalışanların zorunlu üyelik ilkesine dayalı olarak örgütlenmeleri öngörülmüştür. Bunlar toplumsal yaşamda etkili olan ve özel bir denetim isteyen mesleklerdir. Anayasa bunlara Kamu kurumu niteliğinde meslek kuruluşları demektedir.

e. Denetleme ve Danışma Kuruluşları: Danıştay, Sayıştay, Devlet Denetleme Kurulu, Milli Güvenlik Kurulu gibi kurumlar yönetime yardımcı olan kuruluşlardır.

f. Özel Hukuk Yapılı Kuruluşlar: Kamu yönetimi ile ilgili bazı kuruluşlar, özel hukuk alanında uygulanan örgüt biçimlerinden yararlanılarak kurulmuşlardır.

 

DEMOKRASİ

1. Demokrasi Kavramı
Demokrasi, egemenliğin millete ait olduğu bir siyasî teşkilâtlanmadır. Demokrasilerde egemenlik kralda, padişahta ya da bir sınıfta değil millettedir. Demokrasinin temeli, devletin işleyişinde, kuruluşunda, yapılanmasında milletin etkili olmasıdır. Temsilcilerini seçen halkın, parlamenter sistemde dolaylı dahi olsa, devletin işleyişinde söz sahibi olduğu varsayılır.

Demokrasi genel olarak şu öğelerden oluşur:
Kişi - toplum ilişkilerinin belirlenmesi sürecine halkın tümüyle katılması; Azınlık haklarına saygılı bir çoğunluk yönetiminin sağlanması;
Kişiye ait hak ve özgürlüklerin korunması;

*- Toplumun tüm üyelerine fırsat eşitliğinin sağlanması.
Demokratik siyasî teşkilâtlanmalarında millet adına kanun yapacak ve uygulayacak organlar halkoyuna sunularak kabul edilmiş anayasalar ile belirlenir, idarî organlarda görev alacak kişilerin belirlenmesi de anayasa ile yapılır.
Demokrasi, günümüz anlamıyla hükümet şekli olduğu gibi toplum hayatını düzenleme bakımından bir kurallar bütünüdür. Demokraside soy, sop, servet, ırk ve benzeri özellikler hiçbir kişiye, başkalarına karşı üstünlük sağlamaz.

Klasik Demokrasi: Avrupa'da feodalitenin yıkılıp merkezî krallıkların kurulmasından sonra, krallıkların güçlenmesi, aristokrasi - burjuvazi çekişmesine yol açmıştır. Bu deneme ilk defa ingiltere'de başlamıştır. Burjuvazi, krallık otoritesini sınırlamaya kalkışmış ve neticede "Milli hakimiyet" teorisi ortaya atılmıştır. Bu nedenle, devlete ait her türlü egemenliğin millete ait olduğu savunularak "Klasik demokrasi" kurulmuştur.

Klasik demokrasi üç bölüme ayrılır:
Doğrudan demokrasi 
Yarı doğrudan demokrasi 
Temsili demokrasi
Doğrudan Demokrasi
Demokrasi, halkın kendi kendini yönetimi olduğundan, doğrudan demokraside halk yasaların kabulü için toplanarak doğrudan doğruya karar alır. Doğrudan doğruya demokraside halk kendi kendini araya başka kimseler sokmadan yönetmektedir. Yani, yasaları toplanarak kendi yapmaktadır. Vatandaşlar büyük bir alanda toplanıp yapılacak kanunları görüşür, tartışır, kabul eder. Kanunları uygulayacak yöneticileri orada tespit eder. Doğrudan demokrasilerde halkın yaptığı bir tür parlâmentonun yaptığı iştir. Yani önemli kararları alır, yasa yapar ama bunun uygulanmasını yöneticilere bırakır. Eski Yunan site devletlerinde bunun uygulandığını görüyoruz. Ayrıca bugün az nüfuslu olan İsviçre'nin bazı kantonlarında da uygulanmaktadır.

3. Yarı Doğrudan Demokrasi
Yarı doğrudan demokrasi, temsilî demokrasiyle doğrudan demokrasiyi birleştiren bir demokrasi şeklidir. Halk temsilcilerini seçer, ancak çok önemli konularda, özellikle yasama alanında kendi karar alma yetkisini kullanır. Anayasa ve kanunlar halk oyuna sunulur. Ve halkın kabul etmesiyle yürürlüğe girer.

4. Temsilî Demokrasi
Halkın kendi kendini yönetmek için bir arada toplanarak karar alması güç olduğundan bu egemenliğini ve karar alma hakkını temsilcileri aracılığıyla kullanmak hakkına sahip olmalıdır.
Temsilî demokraside hukuki temel; seçmenlerle seçilenler arasındaki ilişkiyi belirten temsil yetkisine dayanmaktadır. Seçilen temsilciler millet adına kararlar alır. Ülkemizde milletin temsilcileri milletvekilleridir ve milletvekilleri Türkiye Büyük Millet Meclisi'nde çalışırlar.

Liberal Demokrasi: Çoğunluğun meydana getirdiği iktidarın, azınlığın da haklarını güvence altına alan ve anayasa hükümleriyle sınırlanmış demokrasilere liberal demokrasi denir. Diğer bir adı da anayasal demokrasi dir.
Sosyal ve Ekonomik Demokrasi: Doğrudan doğruya, temsilî, liberal demokrasiyi ve bunların öne sürdüğü ilkeleri dikkate almaksızın toplumsal ve ekonomik farkları azaltma, servet dağılımındaki eşitsizliikten doğan farkları en aza indirmek gayesini güden demokrasiye sosyal ve ekonomik demokrasi denir.

5. Türkiye'de Demokrasinin Gelişimi
Türkiye'nin son 160 yıllık tarihi güçlü ve sürekli bir demokratikleşme gayretiyle doludur. Türkiye'nin, Batı'nın demokratik gelişmelerine katılışı ıslahat hareketleriyle başlamıştır. Sened-i İttifak adı verilen belgenin imzalanması ile padişahın bir kısım yetkileri kısıtlanmıştır. Devletin siyasî yapısında esaslı bir değişme gayesini güden Tanzimat hareketi de insan hak ve hürriyetlerine içinde bulunduğu çağa göre değer verir. Tanzimat Ferma-nı'nın okunmasından sonra harekete geçilerek yeni yasalar hazırlandı. Ülkede yaşayanların fikir yapıları gelişti. 1876'da Birinci Meşrutiyetle padişah II. Abdülhamit Kanun-i Esasî'yi ilan ederek yürürlüğe koymuştur. Bu yeni anayasaya göre padişahın yanında bulunacak bir meclisin varlığı kabul edildi, ikinci Meşrutiyet 1908'de ilan edildi ve anayasa değiştirildi.

Cumhuriyet Dönemi: 1920de TBMM açıldı. 1921 anayasasında "Hakimiyet kayıtsız şartsız milletindir." denmek suretiyle demokratikleşme başlamıştır. 1923'te Cumhuriyet ilan edilmiş, 1924'te yeni bir anayasa kabul edilmiştir. Batının modern kanunları göz önünde tutularak, Medenî Kanun hazırlanmış ve 1926'da kabul edilmiştir. Bunun yanında Türk Ceza Kanunu ve Ticaret Kanunu yürürlüğe kondu. Bağımsız mahkemeler kuruldu. 1931'den sonra çok partili hayata geçiş denemeleri yapıldı, ancak bu denemeler başarılı olmadı. 1934'de kadınlara seçme ve seçilme hakkı verildi. 1945'te çok partili hayata geçildi. 1950'de hâkim teminatı altında genel, gizli oy, açık sayım ve döküm esasına göre seçim yapıldı. 1961 yılında yapılan anayasa ile TBMM, Cumhuriyet Senatosu ve Millet Meclisi olarak iki meclise ayrılmıştı. Millet Meclisinde hazırlanan kanunlar Cumhuriyet Senatosunda görüşülürdü. Bu gelişmelerden de anlaşılacağı üzere, Türk Devleti Demokratikleşme sürecinde uzun bir yol almış, demokrasinin müesseseleri yerleşmiştir

 

Ekonominin Anlamı
insanlar yaşayabilmek için birtakım nesnelere ihtiyaç duyarlar ve bunları elde etmek için çalışırlar. Bu ihtiyaçların başında yiyecek, giyecek ve barınak gelir. İnsanların ve toplumların ihtiyaçları sınırsızdır. Fakat bu ihtiyaçları karşılamak için kullanılan kaynaklar sınırlıdır. Her ekonomik faaliyetin temelinde sınırsız ihtiyaçlarla, sınırlı kaynaklar arasında denge kurma amacı vardır. Ekonomi, ihtiyaçların sürekli olarak karşılanması amacıyla gerekli olan mal ve hizmetlerin en iyi şekilde elde edilmesini, dağıtılmasını ve tüketilmesini inceleyen bilim dalıdır. Nerede yaşarsa yaşasın, doğumundan ölümüne kadar insan, ekonomik düzenin ve ekonomik kurumların bir parçasıdır.insanların ihtiyaçlarını doğrudan doğruya karşılamaya uygun olan, üretilebilen ve doğada belirli bir miktarda bulunan vasıtalara mal denir.

Serbest mal: Elde edilmesi için herhangi bir emek ve çaba sarfedilmeyen mallardır. Miktarları ihtiyaçlardan çok fazladır. Değişim değeri taşımazlar. Örneğin; hava, güneş vb...

Ekonomik mal: Elde edilmesi için emek ve para harcanan ve değişime konu olan mallardır. Ekonomik malı, serbest maldan ayıran en önemli özellik, değişim değerinin olmasıdır.

Ekonomik mallar ikiye ayrılır:
Üretim malı:
 İhtiyaçlarımızı dolaylı olarak gideren ve özellikle yeni bir malın üretiminde kullanılan mallardır. Makine, traktör, hammaddeler vb...

Tüketim malı: İhtiyaçlarımızı doğrudan karşılayan mallardır. Gıda ürünleri, giyecek vb...
Bir mal hem üretim hem tüketim malı olabilir. Örneğin; Un ekmek fabrikasında ekmek üretiminde kullanırsa üretim malı, evlerimizde direk olarak tüketilirse tüketim malıdır. Ayrıca tüketim mallarını dayanıklı ve dayanıksız olarak ikiye ayırabiliriz.
Bir veya birkaç kullanımda yok olan mallar dayanıksız tüketim malı (yiyecek ve giyecekler), uzun yıllar kullanılan mallar dayanıklı tüketim malı (buzdolabı, otomobil, vb...).insan ihtiyaçları, sadece mallarla karşılanmaz. Toplumsal ve kültürel gereksinimleri karşılamak amacıyla yapılan bir takım faaliyetler vardır. Bunlara hizmet adı verilir.

2. Ekonominin Temel Unsurları
Ekonominin temel unsurları üretim, tüketim ve bölüşümdür.

a. Üretim: İhtiyaçların karşılanması amacıyla mal ve hizmet elde etmek için yapılan etkinliklerdir. Fayda, mal ve hizmetlerin ihtiyaçları karşılama özelliğidir. Üretim, bir malın miktarını artırarak ondan daha çok insanın yararlanmasını sağlayabileceği gibi, bir malın daha çok fayda yaratacak duruma getirilmesini de sağlayabilir. Bir malın faydasını artırmanın çeşitli yolları vardır ve bunların hepsi de üretim sayılır. Bir malın şekli, dokusu, yeri ya da zamanı değiştirilerek faydası artırılabilir.
Üretimin gerçekleşebilmesi için birtakım unsurların bir araya gelmesi gerekir. Bunlar doğa, emek, sermaye ve girişimdir.
Doğa: Üretim için gerekli olan yeri, enerjiyi ve ham maddeyi bize verir. Yer altı ve yer üstü zenginliklerini içine alır.

Emek (İşgücü): Üretimin temel faktörüdür. Üretime katılan her türlü insan kaynağı emek diye adlandırılır.

Sermaye: Üretimin sayısını ve kalitesini artırmada kullanılan bütün araç ve gereçlere sermaye adı verilir.

Girişim (teşebbüs): Tabiat, iş gücü ve sermaye unsurlarını en uygun ve verimli koşullarda birleştiren faktördür. Bunu gerçekleştirene de müteşebbis veya girişimci denir.

b. Tüketim ve Tasarruf: Tüketim ihtiyaçlarımızı gidermek amacıyla mal ve hizmetlerden yararlanmaktır. Üretim yapmak üzere bir maldan yararlanmak tüketim sayılmaz. Örneğin; Isınmak için sobada kömür yakıyorsak tüketimdir. Ancak üretim amacıyla fabrikada kömür kullanıyorsak tüketim değildir.
Üretime yapılan katkı karşılığında belirli bir sürede elde edilen değerlerin toplamına gelir denir. Böylece, işçi emeğinin karşılığı olarak ücret, sermaye sahibi üretime yatırdığı sermaye için faiz, toprak sahibi üretime ayırdığı arazi, bina vb... kaynaklar için rant, girişimci de başardığı ekonomik ve teknik fonksiyonların karşılığı olarak kâr alır. Bu özelliğe göre, milli gelirin oluşumuna katılmanın karşılığı olmayan sadaka, bağış gibi girdiler gelir değildir..
Gelirin tüketim amacıyla kullanılmayan, bir kenara ayrılan kısmına tasarruf denir. Tasarruflar gönüllü ve zorunlu tasarruflar olarak ikiye ayrılır. Gönüllü tasarruf, bireylerin ve kurumların kendi istekleriyle yaptıkları tasarruflardır. Zorunlu tasarruf ise devlet ya da kurumlarca yapılır. Örneğin; vergi, sigorta primi zorunlu tasarruftur. Tasarrufların yeni bir üretim kapasitesi oluşturmak için kullanılmasına yatırım adı verilir.

c. Bölüşüm: Üretim sonunda elde edilen malların ve değerlerin üretime katılanlar arasında paylaşılmasına (ücret, faiz, rant, kâr) bölüşüm denir. Bir ülkede bir yıl içinde üretilen mal ve hizmetlerin parasal değerlerinin brüt toplamına gayri safi millî hasıla (GSMH) denir. Gayri safi millî hasıladan sermaye mallarının yıpranma payını (amortisman) çıkarınca safi millî hasıla elde edilir. Safi millî hasıladan dolaylı vergiler düşülünce net millî gelireulaşır. Millî gelirin ülkenin nüfus sayısına bölünmesiyle elde edilen miktar kişi başına düşen millî geliri verir. Millî gelirin bu şekilde dağılmasına bireysel dağılım denir. Millî gelir bir toplumungelişmişlik düzeyinin temel göstergesini oluşturur.Öte yandan millî gelir, üretime katılan unsurlar (doğa - emek - sermaye - girişim) arasında dağılıyorsa fonksiyonel (işlevsel) bölüşüm adını alır. 

İş bölümü: Mal ve hizmetlerin üretimi, dağıtımı ve pazarlanması sırasında işlerin farklılaşmasına bağlı olarak, farklı işlerin farklı kişilerce yapılmasına iş bölümü adı verilir, işbölümünü doğal, meslekî ve teknik olmak üzere üçe ayıralabiliriz.

Doğal iş bölümü: Yaşa ve cinsiyete dayalı olarak yapılan işbölümüdür. İlkel toplumlardan beri görülen iş bölümü biçimidir.

Mesleki iş bölümü: Bu iş bölümü işlerin farklılaşmasından doğar. İşin doktorluk, avukatlık, terzilik vb... çeşitli mesleklere ayrılmasıdır.

Teknik iş bölüm: İşin kendi içinde bölümlere ayrılarak yerine getirilmesidir. Daha hızlı ve daha fazla üretim yapmak amaçtır.
Para ve para ile ilgili kavramlar: Bir mal ya da hizmetin, başka bir mal, hizmet ya da para ile değiştirilmesi işlemine değişim denir. Günümüzde değişim para ile yapılır. Para değer ölçüsü olarak kullanılır, böylece malların değerini ölçer ve karşılaştırılmalarını sağlar. Para sayesinde değişim kolaylaşmıştır. Paranın saklanması ve korunması kolay olduğu için aynı zamanda bir biriktirme aracıdır.

Enflasyon: Bir ülkede değişim aracı olan paranın, ihtiyaçtan çok miktarda piyasaya sürülmesi, bu nedenle paranın satın alma gücünün sürekli düşmesi olgusudur. Enflasyonda fiyatlar hızlı ve sürekli olarak yükselir. Bu yükselişin başlıca iki nedeni vardır. Tasarruftan çok yatırım yapmak, ikinci nedeni ise, toplumdaki bir sınıf, millî gelirden fazla pay alınca diğer sınıflar buna karşı ürettikleri mallara zam yapar bu da fiyatların yükselmesine neden olur. Fiyatların sürekli yükselmesi ithalatın artmasına, ihracatın azalmasına da yol açar.

Devalüasyon: Millî para değerinin, altın ya da yabancı devlet paralarına göre devlet eliyle düşürülmesidir. Enflasyon sonucu para değerinde oluşan iç ve dış piyasa farkını kapatmak için devalüasyona başvurulur. Devalüasyon ithalatı azaltır, ihracatı artırır. Ancak ülke düzeyinde üretimi artırıcı önlemler alınmamışsa, satılacak mal olmayacağı için devalüasyonun bir anlamı kalmaz.

Deflasyon: Enflasyonun tersi olan bir durumdur. Piyasadaki mal miktarına göre para miktarının az olması ve paranın değerinin artmasıdır. Deflasyona göre para miktarının az olması ve paranın değerinin artmasıdır. Deflasyona genellikle enflas-yonist eğilimlerin azaltılması için baş vurulur. Bu amaçla toplam talep ve ithalat kısılır, para hacmi daraltılır, krediler azaltılır ya da dondurulur. Kamu ve özel kesim harcamaları kısıtlanır. Vergiler ve faiz oranları arttırılır.
Deflasyon olumsuz sonuçlara da yol açar. Ekonomide durgunluk, işsizlik, bazı işletmelerin çökmesi gibi...

Revalüasyon: Millî para değerinin, altına ya da dövize karşı yükseltilmesidir. Genel olarak ihtiyaçtan fazla altın ve döviz birikmesi sonucu oluşur.

3. Ekonomik Sistemler Toplumun ekonomik düzenini, ekonomik etkinliklerinin örgütlenme biçimini ve üretim teknolojisini belirleyen sistemlerdir. Bunlar ekonominin temel sorunu olan, hangi malların kimler için, hangi yöntemlerle üretileceği sorununa farklı çözümler getirir. Başlıca ekonomik sistemler; kapitalist, sosyalist ve karma ekonomi sistemidir.

a. Kapitalist Ekonomi Sistemi: Bu sistemin özünü, üretim araçlarının özel kişilerin elinde toplanması oluşturur. Bu sistem kâr elde etme isteği,piyasa ekonomisi ve özel mülkiyet esasına dayanır. Bu düzende üretime ilişkin kararlar, piyasalarda alınır. Bunlar mal, emek ve para piyasalarıdır.Bu piyasalar serbest rekabet ve kişisel teşebbüs ilkesine göre işler. Çalışanların sömürülmesine olanak sağlaması, gelir dağılımındaki uçurumu genişletmesi, kaynak israfına neden olması, ekonomik bunalımları önleyememesi, emek ile sermaye yani işçi sınıfı ile kapitalist sınıf arasında çatışmaya yol açması, kapitalizmin öncelikli sakıncalarıdır.'

b. Sosyalist Ekonomi Sistemi: Bu sistem birçok yönüyle kapitalist ekonominin karşıtıdır. Bu sistemde ekonomik hayat devlet tarafından yürütülür ve denetlenir. Önemli üretim araçları devletin tekelindedir. Toplum çıkarlarına öncelik tanınır. Kâr amacı ikinci plandadır. Sosyalist ekonomi-, insanlara özgürlük tanımadığı, bireyi topluma feda ettiği için eleştirilmiştir. Bu sistemde de eşitsizlikler ortadan kaldırılıp sosyal adalet sağlanamamaktadır. Çünkü merkezî planlamayı yöneticiler yapar ve uygular. Bu nedenler özneldir.

c. Karma Ekonomi Sistemi: Adından da anlaşılacağı gibi kapitalist ekonomi sistemi ile sosyalist ekonomi sisteminin bir sentezi görünümündedir. Burada kişi çıkarları ve kamu çıkarları bağdaştırılmak istenmiştir. Ancak sistem daha çok kapitalizmin özelliklerini içerir. Küreselleşme ve özelleştirmenin geçerlilik kazandığı günümüzde, karma ekonomi sisteminin giderek kapitalist sistemle bütünleşmekte olduğu gözlenmektedir.
Karma ekonomi sisteminde, piyasa ve fiyat mekanizması esas alınmakla birlikte bu uygulamalardan toplum zararına sonuçlar çıkmaması için demokratik planlamaya önem verilir. Kamu girişimciliği ve özel girişimcilik ekonomide birlikte yer alır ve birbirini destekler.
Ekonomik gelişme, bir toplumun ekonomisindeki bir ekonomik yapıdan diğerine geçişi anlatır. Örneğin; Tarım toplumu olmaktan, sanayi toplumu olmaya geçiş gibi. Ekonomik büyüme ise bir yapı değişikliği olmaksızın var olan ekonomik sistemdeki bir değer artışını ifade eder. Örneğin; bir tarım toplumunda yıllık tahıl üretimindeki artış gibi. Ekonomik büyüme sonucu toplumun gelir düzeyi yükselir. Gelir düzeyi yükselince tasarruflar artar. Dolayısıyla yatırıma ayrılan pay fazlalaşır. Bu sermaya birikimi, ekonomik gelişmenin temelidir. Atatürk'e göre, ekonomik ve toplumsal konular, hem devletin hem bireylerin çıkarlarıyla ilgilidir. Bu nedenle, bu konularda sadece bir tarafa ağırlık verilmesi yanlıştır. Devletçilik uygulaması da bu doğrultuda yapılmalıdır. Ona göre devlet, bireyin gelişmesi için gerekli koşulları göz önünde bulundurmalıdır. Bireyin kişisel etkinliği, ekonomik kalkınmanın kaynağı olarak kalmalıdır. Bireylerin kişisel olarak yapamadıkları işleri ise devlet üstlenmelidir. Devlet ve özel teşebbüs, birbirine karşı değildir, birbirinin tamamlayıcısıdır.
 

 

ANAYASAMIZ
Anayasa, tüm yasaların temelinde yer alır. Devletin şeklini, yapısını, organlarının görev ve yetkilerini, bunların birbirleriyle olan ilişkilerini, şahısların temel hak ve hürriyetlerini düzenler. Diğer kanunlar anayasaya aykırı olamaz. Anayasalarda değişiklik yapmak çok güçtür. Ancak değişen toplum şartlarıyla beraber toplumun değişen ihtiyaçlarına cevap vermediği düşünülürse zor da olsa değişiklik yapılabilir.

1. Anayasanın Değiştirilmeyecek Hükümleri
Anayasanın bazı maddeleri değiştirilemez. Bunlar,
Anayasanın devletin şeklini belirten 1 'inci maddesi "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir." Anayasanın Cumhuriyetin niteliklerini belirten 2'inci maddesi "Türkiye Cumhuriyeti, toplumun huzuru, millî dayanışma ve adalet anlayışı içinde, insan haklarına saygılı, Atatürk milliyetçiliğine bağlı, başlangıçta belirtilen temel ilkelere dayanan, demokratik, lâik ve sosyal bir hukuk devletidir." +■Devletin bütünlüğü, resmi dili, millî bayrağı, millî marşı ve başkentini belirten 3'üncü madde "Türkiye Devleti ülkesi ve milletiyle bölünmez bir bütündür. Dili Türkçe'dir. Bayrağı, şekli kanunda belirtilen, beyaz ay yıldızlı bayraktır. Millî marşı istiklâl Marşı'dır. Başkenti Ankara'dır." Anayasamızın bu maddelerinde yazılı olan hükümler değiştirilemez. Hatta değiştirilmesi teklif dahi edilemez. Fakat bunlar dışındaki maddelerde toplum ihtiyaçları göz önüne alınarak usulüne uygun bir şekilde değişiklik yapılabilir.

2. Anayasamızınn Genel Esasları
a. Devlet şekli: (Anayasa madde 1) "Türkiye Devleti bir Cumhuriyettir."
Cumhuriyet yönetiminde yöneticiler seçimle iş başına gelir. Toplum düzenin milletin seçtiği temsilcilerin yaptığı kanunlar düzenler.

b. Cumhuriyetin nitelikleri (Anayasa madde 2)
Atatürk milliyetçiliğine dayalı olması : Irk, din, dil ayrımı yapmaksızın, Türk vatan ve milletinin bölünmez bir bütün olduğu, Türk Devletine vatandaşlık bağıyla bağlı olan herkesin Türk sayılması gerektiği, temel inancına dayanır. Türkiye Cumhuriyeti, Atatürk milliyetçiliğine bağlı bir devlettir. Bu milletin bütün fertleri; kaderde, kıvançta ve tasada ortak duyguları paylaşır, Türk millî birlik ve beraberliğin her şeyin üstünde olduğuna inanır, egemenliğin kayıtsız ve şartsız milletin olduğunu bilir.

Demokratik devlet olması: Demokratik devlet, halkın devlet yönetimine katılması esasına dayanan devlettir. Türkiye Cumhuriyeti demokratik bir devlettir. Bütün fertler temel hak ve hürriyetlere sahiptir. Vatandaşların seçme, seçilme ve halk oylamasına katılma hakları vardır.

Lâik devlet olması: Lâik devlet, din ve devlet işlerini birbirinden ayıran devlettir. Türkiye Cumhuriyeti lâik bir devlettir. Devlet işleri dini temele otur-tulmamıştır. Devlet inanç ve ibadetlere karışmaz. Herkes inandığı dine uygun ibadetler yapmakta serbesttir.

Sosyal devlet olması: Sosyal devlet, fertlerin sosyal ve ekonomik durumlarıyla ilgilenen, onlara asgari bir hayat düzeyi sağlamayı, sosyal adalet ve sosyal güvenliği gerçekleştirmeyi ödev bilen devlettir.
Türkiye Cumhuriyeti sosyal bir devlettir. Bunun için ailenin korunması, çalışanların sosyal ve ekonomik tedbirlerle korunması, adaletli bir ücret politikası izlenmesi, topraksız çiftçilerin topraklandırılması gibi tedbirler alınmasını amaçlar.

Hukuk devleti olması: Vatandaşlara teme hak ve hürriyetleri tanıyan, yürütme organlarınır ve idare makamlarının hukuka bağlılığını sağla mak suretiyle vatandaşlara hukuki güvenlik bahse den devlettir. Hukuk devleti olabilmesi için; hail oylamasıyla kabul edilmiş bir anayasanın olması
bu anayasada temel hak ve hürriyetlere yer verilmesi ve mahkemelerin bağımsız olması gerekir.

c. Devletin bütünlüğü, resmi dili, bayrağı,
millî marşı ve başkenti (Anayasa madde 3)
Türk devleti vatanıyla ve bu vatanın üstünde yaşayan birbiriyle kaynaşmış milletiyle bir bütündür. Parçalanamaz, bölünemez. Asırlardan beri Türk milletinin konuştuğu dil Türkçe'dir. Dilimiz, milletimizin kaynaşmasını, birlik ve beraberlik içinde yaşamasını sağlayan önemli unsurlardandır.
Devletimizin bayrağı, beyaz ay yıldızlı al bayraktır. Bayrağımız, Devletimizin bağımsızlığının sembolüdür. Yine anayasamızın üçüncü maddesinde Millî marşımızın İstiklâl Marşı, başkentimiz Ankara olduğu belirtilmektedir.

d. Devletin Temel Amaç ve Görevleri (Anayasa madde 5)
Türkiye Cumhuriyeti Devletinin temel amaç ve görevleri bu maddede yer almaktadır. "Devletin temel amaç ve görevleri, Türk Milletinin bağımsızlığını ve bütünlüğü, ülkenin bölünmezliğini, Cumhuriyeti ve demokrasiyi korumak, kişilerin ve toplumun refah, huzur ve mutluluğunu sağlamak; kişinin temel hak ve hürriyetlerini, sosyal hukuk devleti ve adalet ilkeleriyle bağdaşmayacak surette sınırlayan siyasal, ekonomik ve sosyal engelleri kaldırmaya, insanın maddi ve manevi varlığının gelişmesi için gerekli şartları hazırlamaya çalışmaktır.

e. Millî Egemenlik (Anayasa madde 6)
"Egemenlik, kayıtsız şartsız milletindir."
Türk milleti, egemenliğini, Anayasanın koyduğu esaslara göre, yetkili organları eliyle kullanır.
Egemenliğin kullanılması, hiçbir surette hiçbir kişiye, zümreye veya sınıfa bırakılamaz. Hiçbir kimse veya organ kaynağını Anayasadan almayan bir devlet yetkisi kullanamaz."

f. Yasama Yetkisi (Anayasa madde 7)
"Yasama yetkisi Türk milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisi'nindir. Bu yetki devredilemez."g. Yürütme Yetkisi ve Görevi (Anayasa madde 8)
"Yürütme yetkisi ve görevi, Cumhurbaşkanı ve Bakanlar Kurulu tarafından, anayasaya ve kanunlara uygun olarak kullanılır ve yerine getirilir."

Cumhurbaşkanı Seçilebilme Şartları (Anayasa madde 101)
Bir kimsenin Cumhurbaşkanı seçilebilmesi koşullara bağlıdır:
40 yaşını doldurmuş olmak Yüksek öğrenim görmüş olmak TBMM dışında bir kişinin Cumhurbaşkanlığına aday olabilmeki çin, TBMM üyelerinden en az, üye tam sayısının 1/5 inin yazılı önerisi ile aday gösterilebilir. TBMM üyesi olmak ya da (TBMM'nin dışından adaylar için) milletvekili olabilme koşullarını taşıyor olmak TC. vatandaşı olmak Cumhurbaşkanını TBMM seçer, görev süresi yedi yıldır. Bir kişi ancak bir defa Cumhurbaşkanı olabilir. Partilerden birinden olan Cumhurbaşkanının millvtvekilliği ve parti üyeliği sona erer.

h. Yargı Yetkisi (Anayasa madde 9)
"Yargı yetkisi, Türk milleti adına bağımsız mahkemelerce kullanılır."

ı. Kanun Önünde Eşitlik (Anayasa madde 10) "Herkes dil, ırk, renk, cinsiyet, siyasî düşünce, felsefî inanç, din, mezhep ve benzeri sebeplerle ayrım gözetilmeksizin kanun önünde eşittir." Bu madde ile insanlar arasında hiçbir fark gözetilmeyeceği belirtilmiştir..
Devlet organları ve idarî makamlar bütün işlerinde, insanlar arasında ayrım yapmadan devlet faaliyetlerini yürütmek zorundadır.

i. Anayasanın Bağlayıcılığı ve Üstünlüğü (Anayasa madde 11)
"Anayasa hükümleri, yasama, yürütme ve yargı organlarını, idare makamlarını ve diğer kuruluş ve kişileri bağlayan temel hukuk kurallarıdır. Kanunlar anayasaya aykırı olamaz." denilmek suretiyle anayasanın bağlayıcılığı ve üstünlüğü açıklanmıştır.
Devletin bütün organları ve fertler anayasa kurallarına uygun davranmak zorundadırlar. Hiçbir kanun da anayasaya aykırı olamaz.

3. Anayasamızın Dayandığı Temel İlkeler
a. Türk Milliyetçiliği: Anayasamızın ikinci
maddesinde Türkiye Cumhuriyeti'nin Atatürk Milliyetçiliğine bağlı bir devlet olduğu belirtilmektedir.Atatürk Milleyetçiliğinden anlamamız gereken ortak bir geçmiş, birlik ve beraberlik içinde gelecektede ortak olma duygusudur. Bir arada yaşayan fertlerin millet olarak ortak bir geçmişe ve ortak bir geleceğe sahip olmalarıdır.
Atatürk Milliyetçiliği; millî menfaat ve karşılıklı sevgi ile birbirine bağlı, aynı yurdun çocukları olmanın mutluluğunu duyan, kaderde, kıvançta ve tasada bölünmez bir bütün olan, insanların birara-ya getirdiği topluma dayanan Türk Milliyetçiliğidir. Türk Milliyetçiliği; Türk'ün vatan ve millet severli-ğinden, vatanı ve milleti için yaptığı fedakârlıklardan ve bu konudaki inançlardan oluşmuştur.

b. Atatürk İlke ve İnkılâplarına Bağlılık:
Atatürk'ün inkılâpları ve bu inkılâpları gerçekleştirmek için temel aldığı ilkeler, anayasamızın başlangıç ve diğer maddelerinde yer almaktadır.
Anayasamızda; Atatürk ilkeleri olan "Cumhuriyetçilik, Milliyetçilik, Halkçılık, Devletçilik, Lâiklik ve inkılâpçılık" ilkeleri temel alınmak suretiyle, bu ilkelere bağlı kalınmış ve Atatürk İnkılâplarının da korunması amaçlanmıştır.
Bu inkılaplar şunlardır:
3 Mart 1924 Tenhid-i Tedrisat (Eğitim Öğretim Birliği)
• 25 Kasım 1925 Şapka Kanunu
30 Kasım 1925 Tekke, Zaviye, Türbelerin Kapatılması Kanunu
17 Şubat 1926 Türk Medeni Kanunu
#- 1 Kasım 1928 Yeni Türk Harflerinin Kabulü Kanunu
1 Kasım 1934 Lakap ve Unvanların Kaldırılması Kanunu
Anayasamızın dayandığı diğer temel ilkeler arasında, temel hak ve hürriyetler, demokratik devlet anlayışının benimsenmesi de bulunmaktadır.

4. Türk Anayasasına Göre Devlet Organları
a. Yasama Organı: Anayasamız yasama yetkisini Türk Milleti adına Türkiye Büyük Millet Meclisine vermiş ve bu yetkinin devredilemeyeceğini
açıkça belirtmiştir. O halde yasama organı TBMM'dir.  Türkiye Büyük Millet Meclisi, milletçe genel oyla seçilen beşyüzelli milletvekilinden oluşur (Anayasa mad. 75). Seçilme yeterliliğine sahip ve 30 yaşını doldurmuş olan her Türk vatandaşı milletvekili seçilebilir. Türkiye Büyük Millet Meclisinin seçimleri beş yılda yapılır. Türkiye Büyük Millet Meclisinin görev ve yetkileri Anayasamızın 87'nci maddesinde şöyle belirtilmiş

1355
0
0
Yorum Yaz
Yandex.Metrica